Kasım 2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kasım 2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2014 Cuma

ZENGİN KOCA DOLANDIRICI KOCA

              Zengin koca, her kadının hayalidir. “Yemesin yedirsin”in ötesinde bir sevdadır bu: Yesin, yedirsin, yiyelim amma velakin hiç eksilmesin. Sonu gelmeyen bir zenginlik! Harem fantazisi gibi bir elin yağda, bir elin havyarda. Böyle mis bir baloncuğun içindeyken insan manyak mı dünyaya bir kere geldiğini bilmesine karşın şüphelere gark olup: “La bu suyun kaynağı nereden?” desin. Haydi tut ki bir gece ansızın kıllandın sordun. Adam da dandirikten bir cevap üfürdü. Az emekle ikna olacağın on metre öteden belli. Zevk ü sefa ırmağından botoks yaptırıp doğacak çocuklarına yaşamın bulunduğu az sayıda kimseye açıklanmış bir gezegenden devremülk almak istemez miydin hanım?

             Ben de lafı dolandırmayayım artık! Efenim etraf dolandırıcı kaynarken bizimki ancak laf dolandırma level'ında kalıyor işte naparsın?! Ahlakımız batsın! Malum ileri düzey olarak takdim edilenlerden hangisinin gizliden, hangisinin açıktan, nasıl türlü dolandırıcılıklara imza attığı, nasıl bandıra bandıra rüşvet yediğinin bir bir ortaya çıktığı bir gündemle çalkalanıyoruz. Kimin defterinin dürülüp kimin dürülmeyeceği zaten belli olduğundan pek büyük heyecanlara gark olduğumu söyleyemeyeceğim ama herkeslerin ilgisini zıplatan Ebru Gündeş'in kocasıgilin mal varlığı meselesine değinmeden geçmeyeyim dedim.

            Devletin malı deniz, yemeyen domuz diye sözümüz varken Ebru Gündeş'ten büyük erdemler beklemek accuk abes olacaktır. Arabesk-fantazi-pop artık hangi kategoriyse (üçünden biri herhalde ya da karışımı) müzik yapan bir hatuna ne şampayanlar açtırılmıştır. O da pek tabii içlerinden en iyisini seçecekti. Memleket zaten karanlık adama boy vermişken aşkı ile yakalayan hediyelere boğan bu adamcağızı Gündeş ne halt yemeye reddedecekti?! Arada alınan hediyeler basına taşınınca elbet “Doğacak çocuumuuuuza rızk abisi! İstikbal Mars'tadır”diyecekti. Neticede çocuk bu ülkede önemli bir paradigma. Mazallah çocuğun geleceği mevzubahis olunca kafayı sıyırıp ne yapacağını şaşıran ana-babalar var. İnsanımız için gayet anlaşılır bir açıklama idi Gündeş'in yaptığı: “Sizde de var. Siz de bir tarafınızı yırtıyorsunuz çocuğunuz için. Ahanda biz de geleceğine yatırım olsun diye şey ettik!” gibisinden. Ya ne diyecekti? “Fırtınalar koparsa kopsun. Sürüklesin ikimiziiii! Arzular tutuştursun bizi. Razıyım sonuna. Senle olsuuuun” mu deseydi? “Arzu”, “tutku”, “spor araba”, “her türlü hırsa sahibim” ancak şarkı sözünde kabul edilebilir.

             Şimdi Ebru Gündeş'in durumuna bir de şu açıdan bakılabilir: Kadın kocasının ne iş yaptığının farkında biri olarak “Hayırlara vesile olsun” yerine “Hayır” deyip Zerrab'ı reddetseydi. “Ben neticede hayatta çok trajik anlar yaşadım. Hepsinde de işimi yaptım” minvalinde kurduğu cümleyi bir de aile kurma meselesinde gösterseydi acaba daha mı onurlu bir portre çizecekti? Aslında üzerinde düşündüğüm şey ;Ebru Gündeş'ten ne beklendiği? Kara para aklamayan bir adamla olmanın Gündeş için cazibesi nedir? Gündeş mesleğinde belli bir noktaya gelmişken aile kurarken daha aklı başında, geliri belli bir eş mi seçmeliydi? Ya da kimi sanatçı tayfasından örneklere eklemlenip “single-mother”lığa mı soyunmalıydı? Ataerkilliğin yüceltildiği arabeskin dibindeyken bu da uçuk bir örnek mi olurdu? “Geleneklerimize uydu mu şimdi?” sorusunu mu doğururdu akıllarda? Ülkemiz sınırları içinde single-mother'lıktan ödleri korkan binlerce hatun kişisi var. “Ay öküz de olsa çocuğumun babası olsun, öküz model olsun, neticede erkektir” düşüncelerini kıramayan yığınla ekonomik özgürlüğünü ilan etmiş hatun var. Hasbel kader evlenip herifin her türlü manyaklığına katlanmayı görev bilen, boşanma kabusu ile uykuları kaçan hatunlar... Bunların arasında Ebru Gündeş'in temsil ettiği dünyaya kıyasla daha entelektüel olanlar olduğu düşünülürse...Tanrım giderek içim kararıyor!
           
          Son olarak Gündeş'in geçen gün Acun'un programında söylediklerine flash back yapalım: “Çok şaşkın ve çok üzgün olduğum bir konu. Reza benim çocuğumun babası ve benim de kocam. Biz çok severek evlendik. Ve evlenirken bir söz verdik. İyi günde, kötü günde beraber olacağız diye.
Evet, bir karanlıktan geçiyoruz. Bildiğim bir şey var ki; her gecenin bir sabahı var. Biliyorum ki bunun da bir sabahı var” diyen Gündeş devamında: “Hayatta her şey, hiç kimse unutmasın ki insanoğlu için” ifadesine zıpladı. Bu cümle bile başlı başına tuhaf bir ikilem yarattı bünyemde. Birincisi sanki iftiraya uğramış bir kadın imajı yaratma çabası, ikincisi kocasının bir dolandırıcı olduğunu kabul eden, hatta para-pul bunlar insanın nefsini oynatan şeyler, her şey insana kafasıyla kocasının tahliyesini bekleyen bir kadın. Elbette Gündeş ilk ihtimali kastediyordu duygu durumuna bakılırsa ama yuh artık yav! Çocuk tabii yine kullanılan bir öge olarak sonraki ifadesinde bizlere nanik yapıyor: “Allah’ım inşallah bu kara günler çok çabuk geçer, çünkü çocuğumun incinmesini

istemiyorum”. İtibarın sarsılması en çok çocuğu etkileyecek korkusunu seyircinin yüreğine işletti vallahi! Arada da geç de olsa mesleğine sarılan bir kadının cümleleri: “Ben işimi çok severek yapıyorum. Şarkı söylemeyi çok seviyorum. Evlenmeden önce de işimi yapıyordum, evlendikten sonra da işimi yaptım, bugünden sonra da işimi yapacağım”. Öğrencilere: “okula siyaset sokmayın, işinize bakın, dersinize çalışın” demeyi görev edinen öğretmene örnek öğrenci yanıtı gibi adeta Gündeş'in cümlesi. Biraz da kocasından bağımsız olduğuna göz kırpan bir eda. “O beni işimden men edemedi. Bırakın şimdi onu, benim durum ne olacak?” der gibi gibi. Tabii “bırakın rızkımı kazanmaya devam edeyim, beni sizler yarattınız, hep böyle kalın cana yakın” iması da var. Bunun üzerine seyirci de durur mu yapıştırır “şak şak”ı. Valla Ebru Gündeş'in birkaç cümlesinden hareketle dediklerinin mealini çıkarsam kitap olur. Hem pişkin, hem mağduru aynı potada eriten bir belagat ustası gibi maşallah! Gelelim kıssadan hisseye zengin koca, dolandırıcı kocadır. Aman bacım dikkat etmeli! Zengin adamdan korkacaaan!

*Görselin aparıldığı site:
http://www.stargundem.com/resimler/566000/566756.jpg

25 Aralık 2013 Çarşamba

KIZLI ERKEKLİ




KIZLI-ERKEKLİ, KIZLI-KIZLI
Merhaba,
Benim adım H. Gözümü iki göz odalı bir evin küflü duvarlarına açmışım ilkin. Burnu sümüklü, kat kat kıyafetin üstüne anacığının ördüğü yelekle kapı önlerinde geçti çocukluğum. Aklım biraz erdikçe “Ana ben nasıl oldum?” diye sordum. Anlamayınca “Bebek nasıl olur?” dedim. Kızardı yüzü. Aceleyle “Sen çaydan oldun” dedi. Şaşırdım. “Ben çay içince karnım şişer mi?” dedim. “Yok, büyüyünce” dedi. Yine de çay içerken tedirgin oldum hep.
İlkokula başladım. Okul kıyafetinin altına yün çorap bir de taytla. Kaşınırdı bacaklarım. Utanıyordum kılığımdan. Siyah formanının altına kırmızı kalın tayt bazen de pantolon giydirirdi anam. Andımız okuyan kıza güzel çorap giydirmişlerdi. Saçları ipekten sanki. Kumral, beyaz kudeleli. Ben ne kirliydim onun yanında. Saçlarım kömür karası, uzun, örgülü. Onun saçları ince telli benimki kalın. Hem saçım hem kıyafetim kabarır da kabarırdı. Çocukluğumu, etimi örterdi. Çıkarınca bir bakardım ki bacaklarım sinek sokmuş gibi kıpkırmızı olmuş. Oğlanlar kızlar sebepsiz saçımı çeker, kafama vururdu. “Bitli” derlerdi. Yaz geldi mi yine tayt giyerdik içimize. Lastik oynarken eteğimizin altı görünmesin diye. İpek saçlı kız da giyerdi tayt.
Yaz gelip okul tatil oldu muydu anam kuran kursuna yollardı. Ezberlediğim duayı okuyacakken utanırdım. Ezber yarı yerinde aklımdan giderdi. Boylu boyunca serilmiş halının deseninden medet umardım. Olmadı mıydı rezil olur, gülen çocukların arasına geçerdim. Bir de köye giderdik. Köy değişikti. Sevinirdim.
Tatil bitti miydi yine okul başlardı. İçime karanlık çökerdi. Hiç gitmek istemezdim. Ortaokula geçtim. Bir gün “19 Mayıs geldi, stada gideceğiz” dedi hocalar. Bize dans gösterdiler, hareketleri yapmaya götürdüler. Kıyafetler dikildi. Kıyafet üstüme tam olmadı. Benden üç tane daha olsa anca sığardı. Rengi de kötüydü. Soluk mavi. Çalıştırmaya başladılar kızlı-erkekli. Her gün okul bitimi hoca bize hareket gösteriyordu. Başka okuldan erkek öğrenciler de gelmişti. Utanıyorduk çalışırken. Kızlar “o seninki, bu benimki” demeye başlamışlardı. Hava soğukken oğlanlardan biri ceketini vermişti. Gülüşmüştük.
Bir gün de hava çok sıcaktı. Çimenlerde çalışırken birden bayılacak gibi oldum. Karnım sancılandı. İçeri koştum ki diktirdikleri kıyafet berbat olmuş. Soluk mavi ala dönmüş. Utancımdan öldüm. Peşim sıra merak edip gelen kızlardan bir hocayı çağırdı. “Yıkat bunu, adam gibi getir”dedi hoca. Eve gidince anam tokat attı. Televizyondan yarım yamalak duyduklarımı düşündüm: “Ben artık kadın mı oldumdu?”.
Lise bire geçtim. Bir gün eve görücü geldi. Bana taliplermiş. Anama komşu kadın gelmiş anlatmış. Düşündüm evlilik nasıl şey. Amcamın kızı taze gelindi. Kına yakmıştık. Kırmızı bindallı giymişti. Çok özenmiştim. Benim de kafamdan sim dökeceklerdi. Akşama heyecandan gözüme uyku girmedi. Dön o yana, dön bu yana sabah ettim. Oğlanı pek hatırlamıyordum. Anam dedi ama, mahallede belki bir kez görmüşlüğüm vardı. O gece rüyamda garip garip hayaller gördüm.
Anam “Sen gelin kız olacan artık” dedi. Okulu bıraktım. Talipler geldiler. Kahve verirken gördüm kocamı. Hayalimdeki gibi değildi. Heyecanım söndü. Ağladım. Vazgeçselerdi keşke. Kafamdan sim döktüler. Gece üstüme çullandı. Öğürdüm. Anasıyla yaşıyorduk. Bana sürekli laf ediyordu anası. Bir gün “Of!” dedim. Akşama: “Anama nasıl of dersin” dedi. Çok beter sövdü. İlk öyle dövdü. Anamlar “Kocandır” dedi. Okullu olsam döver miydi? İş tutan kızları dövmezlerdi herhal. Anama çok kızdım.
Bir komşumuz vardı. Güzel kadındı. Halimi bilirdi. Ona ağlardım hep. Kocasından boşanmış, bir kızıyla otururdu. Ne özenirdim ona. Anam yaşında ama sanırsın abla. O kadar güzel, pörsümemiş. İzmir'e taşınacak. Yalvardım “Abla beni de götür” dedim. Saçımı okşayıp gülümsedi.

Evden kaçtım. İzimi kaybettirdim. Sonrasında hep arkama baka baka yürüdüm. Abla sağolsun himayesine aldı. Ev işlerine yardım ettim. Harçlık verdi. “Ablaya yüzüm kızarmasın artık” dedim. Arada evden parça dikiş-nakış yapıp yollamaya başladım.

Gel zaman ablanın kızı büyüdü. Üniversiteli oldu. İstanbul'a gitti. Sonra Amerika'ya... Bir gün kolunda ipek saçlı bir kızla eve geldi. Andımız okuyan kız gibi akça pakça bir kızdı. “Anne ben Ekin'i çok başka seviyorum. Biz bundan sonra beraber yaşayacağız.” dedi. Abla da “Olur kızım tabii, nerede ev tutacaksınız?” dedi. Kız:“Kanada'da yaşayacağız ve evlenmek istiyoruz” dedi. İşittiğime inanamadım. “Anam kız-kıza evlenir mi hiç?” dedim. Bağrıştılar, kapı çarpıldı. Abla kız gidince hiçbir şey yemez oldu. Ağlamaktan gözleri şişti. Ben de belli etmedim duyduğumu. Kız demek sapık olup çıkacaktı.
2 sene geçti. Çocuk evlat edinmişlerdi. Ablaya torunundur diye fotoğraf yolladı. Çok kızdım. Kadını öldürmekli bunlar diye düşündüm. Ablanın kalbi yumuşadı, kızı da torunu da sahiplendi. Sanırsın evliya. Anamı düşündüm yüreğim karardı. Beni verdikleri herifi düşündüm. O vakit bile midem bulandı.


Geçen baktım ki kızlı-erkekli kalmayı yasak etmiş başbakan. Her şeyi baştan başlayıp düşündüm. Kızı, erkeği, evliliği... Sevgi bilmezliği...